|
Merhaba dostlar. Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum. Bilindiği üzere köyümüz Görele'nin çok şirin ve güzel köylerinden biri olmakla birlikte en yüksek köylerinden bir tanesidir. Köyümüz eski tarihlerde kendi hamuruyla kavrulan kalabalık bir nüfusa sahip aynı zamanda birlik ve beraberlik yönüyle çevre köylere örnek olabilecek bir köydü. Şimdi de bu duygular var ama çok kısmi şekilde. Ey gidi eski günler diyesi geliyor insanın. Neredeyse her evde kalabalık bir nüfus birden fazla aile. İhtiyaçlar çok sıkıntılar büyük ama umutlar ve mutluluklar bol miktarda. Birbirine bağlılık var insanlarda. Sıkı fıkı hayatlar birbiri içerisinde. Dert, tasa bir. Hedefler aynı, gönüller bir. İnsanlar birbirine her konuda yardım edebiliyor. Onun işinde ona yardım. Onunkinde ona. Güçlü bir bağ ve etkileşim var. İmece duygusu gelişmiş bir şekilde cereyan etmiş durumda. Oyunlar oynanacak köyün gençleri bir araya toplanır. Birbirine kenetlenir dosta düşmana karşı. Ey gidi o yöresel oyunlarımız. Şimdi detaya inmeyelim onları çoğunuz bilirsiniz ama yeni nesil için müsait bir zamanda anlatılması gerek elbette ki. Gelelim o mükemmel tabiat, tertemiz doğaya. Dereleri, köprüleri, çeşmeleri mükemmel. Kaç yolcu geçti gitti kenarlarından ve üzerlerinden. Kaç umuda hayat verdi pınarının başında ve kaç dertli gönlü barındırdı o şefkatli kucağında. Dağları, meraları ve o eşsiz manzaralarıyla kaç insan yeniden hayata sarıldı onun bağrında. Kaç masum insanı sardı ve barındırdı kollarında anne misali. O insanlar nasıl toplanırdı sevinç ve üzüntülerde bir araya. Nasıl bir birlik beraberlikti ki bu insanlara avuç avuç yağan fırtına ve rahmet misali sağanak sağanak. Dertler ve sıkıntılar yok muydu o insanların yüreklerinde. Elbette vardı sıkıntıları onların tertemiz yüreklerinde. O insanlar mıydı acaba bir lokma ekmek uğruna yollara düşen? Dağdan, dereden sırtlarında yükler taşıyan. Ve öpülesi o güzel ve kutsal elleriyle ekmeğini taştan çıkaran. Ah kadınlarımız yok mu o fedakâr cefakâr insanlar. Hayat sanki onların omuzlarında o zor ve çetin Coğrafyada. Ne çileler çektiler nasıl tarif edilsin. Bir göz odada o kadar nüfus nelere katlandı. Yok, muydu ki o insanların derdi sizce. Nüfus kalabalıklaşmıştı artık iyice. Eskiden kalabalık oldu mu bağ bahçe işleri vardı makbul olurdu ama devir değişiyordu artık. İnsanların hayatı gittikçe değişiyor ve gelişiyordu. İhtiyaçlar artmıştı o gözünü sevdiğimin köyünün şartları ve imkânları yetmiyordu artık o biçare gönüllere. Nasıl olacaktı ne olacaktı bilinmiyordu ve bir çıkmaz olmuştu insanlar arasında. Bir şekilde bazıları gitti gurbet ellere. Bazıları İstanbul Bazıları Zonguldak, Bazıları yurt dışı, Bazıları Yurdun değişik yerleri. Bazı insanlar kaldılar köyde ve Görele'de. Aman ne oluyordu bu insanlara neydi bu sağanak dışarıya doğru. Bunun adı neydi bu hayat deryasında. Nasıl bir şeydi bu insanları koparan memleketlerinden. İhtiyaçlar ve geçim kaygısı. Gelişen hayatın ihtiyaçları karşılayamaması mıydı, insanları ayıran memleketlerinden bilinmez. Herkesin ayrı bir hikâye ve macerası var tabi ki. Köy yetmiyordu insanlara o kalabalık o kenetlenen halk neredeydi artık. Hayat savurmuştu insanları bir yerlere. Köyde kalmıştı çok az hane ve aile. Hala da öyle. Kimide Görele de oturur köyden ayrı. O da yakın gurbet sevgiliden ayrı bağırlar yanık yine de. Olsun gidilir yine de fırsat olunca. Ama ihtiyaç ve amaçlar uğruna buralardan göç eden o kadar yürek nasıl söndürecekti bu özlem duygusunu. Nasıl gelecekti o o günler geri. Gelmeyecekti hayırla yâd edilecekti sade orası aşikâr. Sade izinde, yazları ve bayramlarda o hasret ve özlem bir nebze olsa giderilebiliyor maalesef. Ama hayat ne yapalım katlanacağız bir şekilde. Tam bu noktada çıkıyor ortaya maç sonucu. Ah İstanbul nasılda galip gelmişsin bizlere. O kadar yüreğe sen açmadın mı fedakâr ve şefkatli kucağını. Çoğu insan gelmiyor mu yönelmiyor muydu sana. Sen de her birine gel demiyor muydun her defasında. Sende ne buluyorlardı ey eşsiz şehir o kadar yürek. Senin başında o kadar yük yok muydu oysa. Sen tanıdığım şehirlerin en cömerdi ve en merhametlisisin. Ne isteniyordu ki senden. Sende o kadar olumsuzluğa rağmen moralini bozmadan gel diyordun ey eşsiz ve kutsal şehir. Ben sana kızmıyorum. İnsanlara da kızmıyorum. Hayat şartlarının yetersizliği bizim kaygımız. Ama direndik sana karşı yine de zaman zaman bize gel desen yine de direneceğiz sana karşı. Sade gezmek olsun senle bağımız. Zor hayat ve yaşamın yardım et insanlara sen. Yine de olduk sana karşı mağlup. Gün gelir bir gün umarım her şey yoluna girer de eskilere döneriz. Her şeye rağmen ey insanlar nerede olursak olalım kültürümüze, örf ve adet ve ananelerimize sahip çıkalım ve onları her fırsatta yaşatalım. Eskisi gibi birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları içerinde kenetlenip birbirimizi sevelim ve sayalım. Hepinize saygılar, sevgiler ve selamlar....
Teşekkürler Mustafa SIBIÇ | |